Dergicik Selam Eder!

30 07 2010

ODTÜ’nün diğer yarısından yani Kıbrıs adasının Güzelyurt-Omorfo şehrinden yükselen bir ses var! Yeni değil; 2006 yılının güz döneminden beri var. Önce belki daha cılızdı, henüz prematüre bir çığlıktı ama artık ben de buradayım diyor adından çokça bahsettiriyor. Nedir bu “dergicik” neden “cik”? Kimdir suçluları bu günahın(!) ve kimdir Don Kişot’u da alet eden bu günaha?

Biz sadece bizdik; bir grup yakın arkadaştık; hikâye hep aynıdır zaten sadece karakterler değişir ya, işte tam olarak öyle! Kendi aramızda konuşup tartıştığımız merak ettiğimiz daha çok insanla paylaşmak istediğimiz şeyler vardı filmden, müzikten, kitaptan, politikadan, tiyatrodan, güncel olaylardan bahsediyorduk ama hep kendi içimizde, hep benzer bakış açıları altında ve dedik ki neden daha fazla insanla paylaşmayalım, onlarla da tartışmayalım, başka bakış açıları kazanmayalım? Daha da önemlisi karşısında durduğumuz ve tarafında olduğumuz şeyler vardı… Fark ettiklerimiz, fark ettirmek istediklerimiz…

Fakat kampusumuzda ve adamızda buna örnek bir şey yoktu. Günlük gazetelerin çoğu buraya bir gün sonra geliyor. Dergi ve kitap içinse kütüphane dışında ki sınırlı alternatiflere ulaşım ise zordu. Biz de oturup çürümek yerine bunun uğruna yorulmayı seçtik. Nasıl yapsak dedik ve iki haftada ekibimizi topladık: Harfler, kelimeler, cümleler, şeftali renkli A4 kâğıt, öğrenci işlerindeki fotokopi makinesi, zımba ve “publisher programı”. İşte bizim ordumuz -tüm sırrımız- bundan ibaret. Tüm işlemleri biten yani katlanıp zımbalanan Dergicikler “iyi okumalar” dilenip dağıtılmak üzere bizden ayrılıyorlar. Şimdiye dek bu şekilde 14 sayı çıkarttık (Hepsine, internetten ulaşmak mümkün www.dergicik.com).

Gelgelelim adımıza… Neden “dergicik”? Kıbrıs’ta hoşa giden şeylerin sonuna “-cık”, “-cik” eki getirip söylüyorlar; biz de bunu ve derginin şeklini düşünerek “dergicik” ismini koyduk, başladık, devam ediyoruz.

Edebiyat, kültür ve düşünce içerikli bir dergiyiz. Elimizden geldiğince okur, yazar izleriz… İsteriz ki başkaları da uyansın, dogmalara, mitlere bürünmesin, araştırsın, bulsun, harekete geçsin… Tam da bu yüzden Picasso’nun “Don Kişot” çizimi günahımıza eşlik eder. Ne kadar deli, yaşlı olsa da koruyucu şövalyemizdir, hayranlığımız ona ve onun gibileredir.

“Dergicik” herkesin emek verdiği, kendinden bir şeyler kattığı “komünal” bir şey, farklı bir tabirle yapmak istediklerimizin kâğıda dökülmüş hali. Bizler kişisel egolarımızı dergicik çatısı altında kısıp ortak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ve bu nedenle ki hiçbirimiz kendisini başkalarından farklı kılacak bir sıfatla nitelemek istemez. Amaç kalıcı bir şey oluşturmak; kendi kendine soluk alıp verebilen bir düzen oturtmak… Bu yüzden eminiz ki biz küçük adamızdan ayrıldıktan sonrada başkaları yerimizi alacak ve “dergicik” hep aynı çizgisinde gelişerek devam edecek.

Peki, bu dergicik yazma çizmenin dışında başka neler yapar? Biraz alışılmışın dışında olarak bizler önce “dergicik”i kurduk ondan bir süre sonrada yine “dergicik”ten yola çıkarak “Kültür, Edebiyat ve Düşünce Topluluğu”nu kurduk ve “dergicik”i onun ürünü olarak çıkartmaya başladık; ona bir çatı bulduk. Bu topluluk sadece “dergicik”i hazırlayıp yayınlamıyor aynı zamanda iki haftada bir toplanıp daha önceden seçtiği makaleleri, kısa hikâyeleri vb. okuyup yorumluyor. Her yıl “Eli kalem tutanlara yarışma!” diye bir de hikâye yarışması düzenliyor. Geçen yıl konumuz bulunduğumuz yerin de verdiği etkiyle “ada” oldu. Kazananlar Afrodit’in adasında bir hafta sonu tatili hak ettiler.

Kampusumuz pek küçük, bu küçüklüğün verdiği en büyük avantaj samimiyet. Herkes aynı yollardan geçip aynı yerlere varıyor, fiziksel ve mental olarak devamlı temas içindeyiz. İşte bu samimiyeti kullanarak yaptığımız başka bir etkinlik de film günlerimizdi. Rica ettiğimiz ve gönüllü olan hocalarımız kendilerinin seçtiği filmleri ve hakkında tartışılması gereken noktaları bize ilettiler. Bizler de bunun için Sinema Topluluğu ile beraber ortak bir program hazırladık. İki haftada bir Perşembe akşamlarını “Politik Sinema Günü” ilan ettik. Akşam yemeğimizi yiyip, filmimizi izlemeye KKM’ye gittik. Filmi izleyip sonrasında filmi seçen hocamızın önderliğinde tartışmaya giriştik. Bu organizasyonun ilki geçtiğimiz bahar döneminde düzenlendi. Bu güz yenisi hazırlanıyor; bu sefer daha fazla gönüllü hoca ve öğrenci ile. Bu etkinliklerin hepsinde kampustaki diğer bütün öğrenci toplulukların mutlak bir etkisi var. Zaten sayıca az olduğumuz için her etkinlikte birbirimize yardımcı olup, ortak bir sonuçla ortaya çıkıyoruz. Sadece öğrenci toplulukları değil, hocalar ve diğer çalışanlar da bu etkinliklere katılıyor ve Kıbrıs’ta samimi bir şekilde hayat devam ediyor. Biz bu samimiyeti Ankara (diğer yarımız, anakaramız) ile henüz kuramadık; belki orada bize karşı oluşan önyargıdan çekindik.

“Anakara”daki bazı öğrencilerin “diğer yarısındaki” öğrenciler hakkında düşüncelerini, zaman zaman kendi kulaklarımızla, zaman zaman da başkalarından duyduğumuzda ya da hakkımızda yazılanları okuduğumuzda gerçekten üzülüyoruz. “Zengin veletler” olduğumuzu, burada eğitimin daha kolay olduğunu bu yüzden ODTÜ diplomasını hak etmediğimizi öğreniveriyoruz. Bu konuda derin üzüntü duymamızın temel iki sebebi var. Birincisi, eğitim seviyesinin ana kampustan daha düşük olduğu veya Kuzey Kıbrıs Kampusu’nda diploma almanın daha kolay olduğu iddiası, bir hurafeden ibarettir. Aksini düşünenler lütfen dönemlik veya senelik kampusumuza konuk olan hocalarından bilgi alsınlar. İkinci üzüldüğümüz konu ise, özel okul sisteminin yarattığı adaletsizliğin, o sistemin yaratıcılarının değil de, o sistemden yararlanmak durumunda kalan öğrencilerin suçuymuş gibi gösterilmesi. En temel ihtiyaçları için para öderken beis duymayan biz insanlar nedense karşılığında para ödenen hizmet eğitim olunca, hizmetten yararlananı da ötekileştirmekten çekinmiyoruz. Gönül ister ki, ne yiyeceğimiz yemeğe, ne içeceğimiz suya para vermek zorunda olalım… Eğer öyle bir gün gelir de, biz “zengin veletler” yine “bana ne, bana ne, ben eğitim için para vermek istiyorum” dersek, o zaman isteyen dilediği kadar eleştirsin bizleri. Ama varolan durumda, iyi bir eğitim alma ihtimaliniz, geçerliliği birçok insan tarafından sorgulanan bir sınava bağlı olan sistemde, iyi bir eğitim alabilmek için tek ihtimali özel okula gitmek olan insanları sistemin kurbanı olarak değil de, “zengin veletler” olarak etiketlemek ayıptır. Umarız bu yazı birkaç kişinin fikrini biraz olsun değiştirir. Bizler duruşumuzla, yaptıklarımızla bu şekilde düşünenlerin gözündeki klişeleri kırmak istiyoruz tabi onlar da eğer gardlarını indirmekten yana dururlarsa. Bizler isteriz ki “dergicik” doğduğu bu küçük ve yalnız adadan taşsın, daha fazla “bir çift göz”e ulaşsın. Anakaraya da ucundan biraz süzülsün orada da takdir edilsin, eleştirilsin ve kendi içinde daha da temellensin büyüsün! Bu bir heves değil sadece dışavurum, paylaşım bizi hayata bağlayan hayatta tutan meditasyonumuz. İşte bu nedenle bu hiç bitmeyen bir yolculuk olacak bizim için ister mezun olalım ister yaşlanalım.

Yolculuk yeni başladı sayılır… Daha fazla yolcu mu; neden olmasın?

DERGİCİK








Follow

Get every new post delivered to your Inbox.